21 Ocak 2015 Çarşamba

Bir Rüya İçin Ağıt (2000)



Unutulmaz filmler arasına bir yenisini daha ekleyebiliriz.
Bir Rüya İçin Ağıt.
Filmin müziği, filmin kendisinden daha çok biliniyor.
Müziği hatırlamak isterseniz yazımın sonunda fragman var. İzleyebilirsiniz :)

Film aslında dört bağımlı insanı anlatıyor.
Ama bunun dışında filmde bir çok olay daha gerçekleşiyor.
Sara eşini kaybetmiş ve hayata küsmüştür. Tek yaptığı şey evde oturmak ve televizyon izlemektir.
Kendisi televizyon bağımlısıdır.
Oğlu Harry ise uyuşturucu bağımlısıdır. Devamlı olarak uyuşturucu alabilmek için annesinin televizyonunu satar ve annesi gidip televizyonu alır.
Harry'nin sevgilisi ve çocukluk arkadaşı tıpkı Harry gibi uyuşturucu bağımlısıdır.
Sara çok sevdiği televizyon programından bir davet alır.
Programa çok sevdiği kırmızı elbisesiyle katılma kararı alır fakat içine giremez.
Diyet yapma kararı alır ve zayıflatıcı ilaç kullanmaya başlar.
Bu ilaçlar onda bağımlılık yapar, hayaller görür, yemek yiyemez ve artık tam anlamıyla bağımlıdır.
Artık dört karakter, hayattan yavaş yavaş silinmeye başlar.


İşte bu film hayalleri olan dört insanın birer birer yok oluşunu gösteriyor.
Uyuşturucunun bitirdiği hayatları bize en çarpıcı ve sıradan olmayan şekilde anlatmış bu film.
İzlenmesi gerekir mi ? diye sorulacak olursa..
Kesinlikle evet diyeceğim film..




Amelie (2001)

Bazı filmleri tekrar tekrar izleyemezsiniz.
Sıkıcı olmasa bile her izlediğinizde aynı etkiyi bulamayabilirsiniz.
Amelie bu filmlerin arasında yok.
Tekrar tekrar açıp izlenir. Kafa yormaz, neşeli bir film.
Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum.


Filmin müziğini duymayan yoktur.
Filmin neşesini bu kadar anlatan bir müzik olamazdı herhalde :)
Başrolde oynayan Audrey Tautou sempatikliğiyle filme çok gitmiş.

Konusundan çok filmdeki sahneleri, Amelie'nin dünyası, hayalleri bana daha çekici geliyor.
Sanırım bir çok yoğun ve kafa karıştırıcı filmden bu şekilde sıyrılmayı başarıyor Amelie :)

Konusu şöyle;
Amelie diğer çocuklardan kalp rahatsızlığı var diye uzak yetiştirilmiştir. Babası doktordur ve teşhisi yanlış koyar. Çünkü Amelie sadece heyecanlanır ve kalbi çok gereğinden fazla atar.
Annesi ölmüştür ve babası bu yüzden hayatta neşeli bir insan değildir.
Amelie hayatta yalnız sayılabilir.
Yalnız gibi görünür aslında ona neşesi, umudu hep eşlik eder.
Zaten bu filmde Amelie'nin neşesini, hayallerini izlemek en keyiflisi :)




Huzurlu film arıyorsanız benden bir tavsiye..
Amelie :)


12 Angry Men (1957)


Bloğumda biraz eskilere gitmek istiyorum.
12 Kızgın Adam. Ben bu filmi psikoloji dersinde duydum.
Psikolojik kitaplara, filmlere kısacası psikolojiye hep ilgim vardır.
Dolayısıyla bu filmi duyunca kaçırmak istemedim.

Filmin üzerinden yıl geçmesine rağmen film şuan çekilen bir çok filmden çok daha kaliteli.
Peki neden?
Oyunculuk, konu herşey yerli yerinde. 
Fakat bu filmin bir özelliği var.
Film, bir kaç kısa sahne hariç sadece tek bir odada geçiyor.
Biz film boyunca tek bir masanın etrafındaki 12 kişiyi izliyoruz. Mekan değişikliği yok.
Buna rağmen bir kere bile sıkmıyor film.
Eşine az rastlanılacak bir başyapıt 12 Kızgın Adam.


Konuya gelecek olursam;
İzlemeyen varsa okumamasını ve filmi izlemesini şiddetle tavsiye ederim :)
18 yaşında bir genç babasını öldürmekle suçlanır. 
Ve 12 kişi yani jüri çocuğun cezasının verilip verilmemesi konusunda tartışır.
11 kişi hiç bir fikir bildirmeden, çocuğun elektrikli sandalyeye oturtulması gerektiğini düşünür.
Fakat 1 kişi diğer jüri üyeleri kadar ön yargılı değildir. Çocuğun suçlu olduğuna bu kadar çabuk karar vermemeleri gerektiği söyler ve onları yavaş yavaş ikna etmeye başlar.
İşte film psikolojide var olan "azınlığın etkisi" konusunu anlatmaktadır.
Çünkü 1 kişi diğer 11 kişiyi ikna edecektir.

Filmden alınacak dersler çok fazla.
Ön yargılı olmamak gerektiğini bu filmde açıkça görüyoruz.
Ayrıca insan hayatını çok önemsiz gibi gösteren diğer jüri üyelerine o 1 kişi iyi bir ders oluyor bence.

Benim gibi eski ve psikolojik filmleri seviyorsanız film listenize lütfen bu filmi ekleyin :)
Özellikle psikoloji bölümü öğrencileri :)


20 Ocak 2015 Salı

Üç Aptal (2008)


Bir filmde hem ağlanır hem gülünür mü?
Söz konusu Üç Aptal filmiyse kesinlikle evet.
Filmde kendimden çok şey buldum.
Herkesin hırs içinde birbirlerini ezmek pahasına olsa yarış yapmasına hep kızmış ve komik bulmuşumdur.

Genelde bu okul hayatında karşımıza çıkar.
Şu an ki eğitim sistemine çok güzel tepki olmuş bu film.

"Mükemmeli yakalamaya uğraş. O zaman başarı zaten seni kovalar."
Bu repliği çok seviyorum.
Hırstan gözleri dönen insanlar için ders niteliğinde.



Filmde mühendislik okulunda okuyan üç arkadaş vardır.
Raju evde annesi ve hasta babasına bakmaktadır.
Farhan ise babasının istediğiyle mühendislik okuluna gelmiştir ve asıl tutkusu fotoğrafçı olmaktır.
Bir diğer aptal ise Rancho ki kendisi benim en çok etkilendiğim karakter olmuştur. 
Filmde müdürün kızına aşık olacak olan Rancho, kıvrak zekası ile diğer öğrencilerin ve özellikle diğer iki karakterin gözdesidir.


Okul müdürüyle sık sık tartışan Rancho, var olan ezberci sistemi eleştirir. Bu sırada üç aptal birçok komik olay yaşar. 
Rancho mezuniyet gecesinde ortadan kaybolur ve diğer iki karakter onu aramayı kafalarına koymuştur. 
Raju ve Farhan arkadaşlarını bulduklarında çok şaşıracaklardır.

Filmin sonunu söylemiyorum. Çünkü şuan izlenmesi gereken filmlerin en başında.
Komik, duygusal, düşündürücü...

Özellikle üç aptal ve arkadaşlarının hep beraber dans ettikleri sahneye bayıldım :)
Filmi müzikal havasına büründürmüşler.

Uzun lafın kısası kahvenizi alın ve Üç Aptalı izleyin 
İyi seyirler:)

Unutmadan...
All is well :)




18 Ocak 2015 Pazar

Hobbit 3: Beş Ordular Savaşı (2014)


Hayatımda izlediğim en güzel film serisi..
Çekim kalitesi, konusu, oyuncuları.. Sanırım bu filmi eleştirmek bana düşmez :)
Yüzüklerin Efendisi üçlemesini uzunca bir süre hiç izlemedim.
"Fantastik film sevmem ben." diye söylenip durdum ve bu mükemmel film serisini henüz geçen yıl keşfettim.

Geç keşfettim ama serinin hayranı oldum diyebilirim.
Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit serisi müthiş bir izleyici kitlesine sahip. Bu kaçınılmaz.
Fakat benim gibi önyargılı ve sadece oturup aşk, psikolojik, korku gibi türleri izleyenlere benden bir tavsiye; hazır tatile girmişken bu filmleri izleyin derim :)



Hobbit 2 Smaug'un Çorak Toprakları filmini geçen sene sinemada izlediğim an diğer filmi nasıl bekleyeceğimi düşünmüştüm. Bu sene vizyona girdiği ilk gün gittim ve yine çok başarılı bir film izlediğimi söyleyebilirim.

Film Smaug'un hazinesini cücelere kaptırmasıyla ve Gölkenti savaş alanına döndürmesiyle başlıyor. Şehri yok etmeye hazırlanırken, okçu Bard'ın onu vurmasıyla Smaug'un sonu gelir.
Hazine artık cücelerin elindedir fakat bu Elfleri, insanları, ve orkları rahatsız eder. Kendilerine düşen payı almak isterler. Cüceler aynı fikirde değildir ve savaş başlar.


Film serisinin hayran olduğum karakterlerden biri Legolas.
Eminim benim gibi Orlando Bloom'un oyunculuğunu müthiş bulan birçok insan vardır :)
Serinin son filmi olması beni üzdü.
Kaçıranların hemen izlemesini, izleyenlerin ise tekrar tekrar izlemesini tavsiye ederim :)



Bi Küçük Eylül Meselesi (2014)

Bloğuma uzun bir süre ara vermiştim. Bu arada film izlemeyi unutmadım tabii.
Bi küçük Eylül meselesi...
Vizyondayken gitmediğim fakat televizyonda görünce kaçırmadığım bir film oldu.
Nil Karaibrahimgil'in Kanatlarım Var Ruhumda şarkısını dinlemeyen yoktur.
İşte bu şarkı filmle öyle bütünleşmiş ki...


Film izlenmeli mi? diye sorarsanız düşünmeden evet cevabını verebilirim.
Sürükleyici konusu, oyuncuların başarısı ve Bozcaada'nın güzelliği..
Kış mevsiminde yazı özlettiren cinsten.
Özellikle filmin bazı bölümlerinin çekildiği şirin pansiyona bayıldım.
Yolum Bozcaada tarafına düşerse filmden etkilenip o pansiyonda kalabilirim :)


Filmin konusuna bakacak olursak, aslında aşktan kaçan bir kız ile aşkı arayan bir gencin hikayesi diyebiliriz.
Başkahraman Eylül. Kaza geçirir ve yaşadığı son zamanları hatırlamaz. Arkadaşları son zamanlarında hayatında değişiklik olmadığını söyler fakat Eylül böyle olmadığını hisseder. En son Bozcaada'ya gittiğini hatırlar ve anılarının peşinden gitmeye başlar. İşte burada hayatının en güzel zamanlarını geçirdiği karikatürist Tek (Engin Akyürek) ile karşılaşacaktır. Eylül yaşadığı anıları Tek'in yardımıyla yavaş yavaş hatırlar fakat filmde beklenmedik şeyler gelişecektir.

Filmlerdeki güzel replikleri kaçırmamayı ve sonrasında araştırmayı kendime görev edinirim :)
Bi küçük Eylül meselesindeki şu repliği sevdim.
-Aşk mı bu ? Olamaz değil mi?
-Eğer soruyorsan değil demektir.

Genellikle izlediğim filmlerin merak uyandırıcı ve beklenmedik bir sonla bitmesini isterim.
Benim gibi düşünen ve aşk filmlerini seven varsa filmi kaçırmayın derim.
Ee tabii bir de yazı özlediyseniz :)